Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan son kriz, parti içindeki çelişkileri bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Veli Ağbaba, Bülent Tezcan ve Tekin Bingöl, bugün MYK’nın milletvekillerini Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etmesini eleştiriyor. Ancak göz ardı edilemeyecek bir gerçek mevcut: 2014 yılında Süheyl Batum’un benzer bir yöntemle MYK kararıyla YDK’ya sevk edilip ihraç edilmesinin altında yine bu isimlerin imzaları yer alıyor.
O gün hukuka uygun görülen bir yöntem, bugün neden birdenbire hukuksuz olarak değerlendiriliyor? Zira mesele hukuk değil, taraf meselesi haline gelmiş durumda.
Özgür Özel ve ekibinin son günlerdeki tutumu, CHP’nin kurumsal yapısına zarar veren yeni bir sürecin başlangıcını işaret ediyor. Parti Meclisi üyelerinin istifaya zorlanması, PM’nin işleyişinin aksamasına yönelik hamleler ve olağanüstü kurultay hesapları, CHP’nin iç sorunlarını çözmek yerine daha da derinleştiriyor.
Parti içindeki mücadeleyi demokratik zeminler yerine istifa çağrılarıyla kurumsal yapıyı felç etmeye çalışmak, CHP’ye zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Kendilerini “partiyi kurtaran ekip” olarak tanıtanların, partinin temel organlarını çalışamaz hale getirmek için çaba göstermesi ciddi bir çelişki oluşturuyor.
Özgür Özel ve çevresinin, MYK kararlarını gayrimeşru ilan ederken geçmişte aynı uygulamaları savunan isimlerle yan yana durması, ayrı bir siyasi tutarsızlık örneği olarak kayıtlara geçti.
CHP tabanı artık kavga yerine tutarlılık görmek istiyor. Dün Süheyl Batum için doğru olan bir durumun, bugün yanlış olarak nitelendirilmesi, geçmişte atılan imzaların yok sayılması ve parti organlarının istifalar üzerinden tartışmalı hale getirilmesi, siyasi çaresizliğin bir göstergesi olarak algılanıyor.
Belgeler her şeyi ortaya koyuyor. Geçmişin izleri açıkça durmakta. Ve bugün en zor cevaplanacak soru şu:
Dün aynı kararlara imza atanlar, bugün hangi gerekçeyle buna karşı çıkıyor?


Yorumlar kapalı.